9 kişi kendisini tutuyor, 4 arkadaşı var.
|
|
istanbul11511 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
yeraltı edebiyatı5821 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
sosyomatch4108 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
sanat3071 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
vasıflı deliler2873 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
HELP FOR CHILDREN2506 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
yüzüklerin efendisi606 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
mülksüzler447 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
Sylvia Plath223 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
muhabbet iklimi118 üyesi var. üyelik serbest. |
cancan askolsun sana sen beni de unuttun besbelli...ama ben hiç unutmuyorum bak...sevgimle hep iyi ol birtanecik arkadasim benim...canimsin daima
yawru naber ben senin mail adrsini unuttum sifreni unuttum nasıl bi feyksin sen ya hiç açlışmıyon çekicem kulaklarını:)))
İstanbul
bazen dilimde bir türkü
bazen kanımda bir zehir
İstanbul
yaşadığım yaşattığım şehir
Yarim kalmis hikayeler mezarligi gibi kalbim...
Ama olsun,dostlarim var benim, sen varsin Aydin'im :) çok özledim ki, bu bir gerçek...
Umarim iyisin,umarim mutlusun,baska türlüsünü sana asla yakistiramam...
Ferigim fidanim feryadim, oyyy benim zizil parmak memleket gözlüm...;)
djerbam sessziliğim dünyanın yedi harikasından güzel bişey varsa o da sensin.bi de meg ryan)))
Çocuk Kalmak mı Zor Şair Ölmek mi? ..
Bilincimin kurtarılmış topraklarında
Her akşam sınırlarımı geçiyorlar izinsiz
Sorgusuzca yıkarak beynimin tel örgülerini
Mayınlar ekilmiştir
Kendi hasadını toplayamayan bir yurdun kurak topraklarına
Hüzünle mutluluk arasındaki o yerde
Savrulurken binlerce umut
Sınır boylarının ağrılı gecelerine
Soluk almaya çalışıyorum
Ciğerlerime dolan o eritilmiş kurşun tadıyla
Kirli sakalları ardında saklı kalan çocuklar
Gülümseyerek çürütüyorlar o ağlamayı
Ekmeğe, aşka ve hürriyete kesmiş bir yurdun
Bütün şiirlerini okuyarak
Yürümeyi öğretiyorlar durana
Ve konuşmayı öğretiyorlar susana
Ve bütün güzellikleri bırakıp demir bir kapının ardında
Yepyeni bir hayata merhaba der gibi
Ya da ölüm döşeğinde
Hayatı anlatan öyküler dinler gibi
Uyanıyorlar her sabah
Yaralı bir kuşun
Tekrar kanat çırpışı gibi
Yaşamayı öğretiyorlar
Sancılı bir vatanın uzak topraklarında
Yarını kurtarmaya yeminli bir çocuk doğuyor belki bu sabah
Gözlerinde güneşin yedi rengi
Mayıs’ın kasveti
Daha yeni vuruyor o ölüm ayının yüzüne
Ölmek zor da olsa şaire Haziranda
Kalmak da yürek istiyor ustam
Gidenin ardından...
Söyleyin bana
Çocuk kalmak mı zor şimdi
Şair ölmek mi? ..
Melih Coşkun
HEP OTUZ BEŞ YAŞINDAYIM
Tam
Otuz beş yaşında
Doğdum
Girdim adam gibi
Dosdoğru
Hayatın koynuna
Kimin
Kestiği bile meçhul
Göbeğimi
Belki kiracılar
Belki
Komşular
Belki de anamın ta kendisi
Öyle
Ya da böyle ama
Ebe eli değmedi
Her halükarda göbeğime
Ve de
Bana
Tam
Otuz beş yaşında
Bebek oldum
Bilmem
Var mıydı ki bir emziğim
Ya da biberonum
Altı kardeşim daha vardı ama
Ve dağ gibi bir babam
Büyük kardeşlerimin
Giydiklerini
Giydim boyuna
Söktü dikti yeniden yaptı anam
Uydurdu büyüklerimin eskilerini bana
Yamalarda da olsa çoğu
Temiz
Ve pırıl pırıldı her şeyim
Öpülesi
İnat
Gâvur yoksulluğa
Emeklemedim hiç
Yürüdüm
Sürünmedim nedense o bebek aklımla
Kalktım ayağa
Hayatın oğlu oldum
Attım
Kendimi hayatın koynuna
Tam
Otuz beş yaşında
Çocuk oldum
Oynadım
Her türlü oyunu
İtildim
Kakıldım
Hiç oyuncağım olmadı ama
Çok arkadaşım oldu
Kendim yaptım oyuncaklarımı
Paylaştım onları arkadaşlarımla
Resim yaptım kara kalem
Belgin Doruk’lu
Yılmaz Güney’li
Ve sattım
Sinemaya gittim onların
Parasıyla
Ve Kanuni Sultan Süleyman’ın resmini yaptım
Bismillah
Asıldı okulun duvarına
Sakız da sattım sokak aralarında
Gazoz da
Yer de gösterdim sinemalarda
Ayakkabı da boyadım kahve kapılarında
Benzin de sattım muhtar çakmaklarına
Tam
Otuz beş yaşında
Genç oldum
Kız arkadaşlarım olmadı çok fazla
Yakışıklıydım
Yakışıklı olmasına
Ama neylersin
Garibanlığın gözü kör olsun
Bir hazine gibi sakladım yine de
Onları içime
Gömdüm
Hepsini hatıralarıma
Bir sızı kaldı
Geride
Çok derin bir yara
Saklı bir sancı
Sarkar içime hala iyileşmez
Zulamda
Takılamadım hiç
Çankaya’ya
Gaziosmanpaşa’ya
Telsizler’i çok iyi bilirim
Sakalar’ı da
Duvarlara yazı yazdım körü körüne
Yitik gençliğimle
Ankara sokaklarında
Kuşlama da yaptım pullama da
Afiş de astım
Kaldım
Yattım
Sokaklarda
Tam
Otuz beş yaşında
Yetişkin oldum
Sattı beni gerçekler bir bir
Bir pula
Aldatıldım
Yaşıma başıma bakmadan
Hep aldatıldım
Hep satıldım
Aldatmamaya çalıştım hayatı
Ve inadına
Satmamaya
Direndim kirlenmeye
Başarabildim mi bilmiyorum ama
Sarıldım hayale
Vurdum
Kendimi sandal barınağına
Sarıldım sevgiye
Sarıldım aşka
Sarıldım sevda üstüne deli sevdaya
Tam otuz beş yaşında durdum
Bekliyorum
Hala
Otuz beş yaşın sakal ve bıyıklarıyla hala
Hep otuz beş yaşında yaşadım
Cahit Sıtkı’nın dediği gibi
Yolun yarısı eder
Dante’nin dediği gibi
Bir de
Kim bilir neresindeyim ömrün
Ne kadar kalırım bu yaşta
Daha kim bilir
Bir nüfus cüzdanım var tabi ki
Doğum tarihim
Denk gelir
Rahmetli Gaffar Okan’a
Ve de Uğur Mumcu’ya
Ve bir de
Kafkas kartalı
Kartal gagalı babama
Bir ölüm ilamımda
Olur elbet
Kafkas kartalı bir babanın oğlu
Bir Kafkas kartalı
Olduktan sonra
Hep böyle otuz beş yaşında
Toz olmam ama ölsem de yine
Kül olurum
Yanarım
Kül olur tutuşurum hep ben hayata
Toz olmam asla ayakaltında
Kül olurum
Yanarım
Közde
Korda
Mangalda
Kalır
Küllerim
Yiğit sevdalar aşkına
O sevdada
Bu sevdada
Çoluğuma çocuğuma
Armağanım kalır otuz beş yaşım yiğit yürekli aşklara.
Özay Sağlam